İçeriğe geç

Kent nedir Ruşen Keleş ?

Güç İlişkileri, Toplumsal Düzen ve Kent: Analitik Bir Başlangıç

Kent yalnızca coğrafi bir yer değil; iktidar ile yurttaş, kurumlarla birey ve ideolojilerle pratiğin arakesitinde sürekli olarak yeniden tanımlanan bir toplumsal sistemdir. Güç ilişkileri, gündelik yaşamdan ulusal siyasete kadar her düzeyde “nerede yaşadığımız”, “nasıl örgütlendiğimiz” ve “ne tür kararlar verdiğimiz” sorularını gündeme getirir. Bu bağlamda Ruşen Keleş’in “kent” üzerine düşünceleri, kentin siyasal, kültürel ve demokratik boyutlarını toplumsal düzenin ve iktidar dinamiklerinin bir aynası olarak ele alır. Kentin ne olduğu sorusu, sadece mekân tanımı değil; yurttaşlık, meşruiyet, katılım ve iktidarın kurumsal çerçevesine dair bir analiz alanıdır.

Ruşen Keleş Kimdir ve Kent Çalışmalarının Temel Çerçevesi

Ruşen Keleş, 1932 doğumlu bir siyaset bilimci ve kentbilim akademisyenidir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde kentleşme, yerel yönetimler, kentsel siyaset, çevre ve konut politikaları gibi dersler vermiş ve bu alanlarda kapsamlı çalışmalar üretmiştir. Çalışmaları, kentleşme ve kent politikalarının yalnız yapısal yönlerini değil, aynı zamanda toplum ile devlet arasındaki ilişkileri ve demokratik süreçleri de incelemiştir. ([kentarastirmalari.org][1])

Keleş’in yaklaşımında kent, salt nüfusun yoğunlaştığı bir yerleşim birimi değil; ekonomik, siyasal, kültürel ilişkilerin yoğunlaştığı, kurumların etkileştiği ve yurttaşların kimlik ve aidiyet algılarını şekillendiren bir sosyal sistemdir. ([avys.omu.edu.tr][2])

İktidar ve Kurumlar: Kentin Siyasal Anatomisi

Kent, devletin kurumlarıyla yerel aktörlerin etkileşime girdiği bir mekândır. Bu etkileşim, yalnızca idari yetki paylaşımından ibaret değildir; meşruiyet ve güç dağılımının sürekli mücadelesini içerir.

Kent ve Yerel Yönetimlerin Rolü

Keleş’in yerel yönetim analizleri, merkezi devlet ile yerel aktörler arasında süregelen bir denge arayışına odaklanır. Yerel yönetimler, yurttaşların günlük yaşamlarını doğrudan etkiler; altyapı, konut politikaları ve çevre düzenlemeleri gibi alanlarda karar alırken merkezi iktidarla ittifak veya gerilim yaşarlar. Bu bağlamda kurumlar, yalnızca yasal yapılar değil aynı zamanda normatif iktidar alanlarıdır: hangi kararların alınacağı, hangi projelerin finanse edileceği ve hangi toplulukların yararına uygulanacağı gibi meseleler, yerel siyaset arenasında görünür hale gelir. ([DergiPark][3])

İdeolojiler ve Politik Kültür

Kentlerdeki siyasal kültür, ideolojilerin somutlaştığı mekânlardır. Siyasal partilerden sivil toplum örgütlerine, mahalle derneklerinden gençlik hareketlerine kadar birçok aktör kent politikalarının içinde yer alır. Örneğin, bir kentteki toplumsal katılım düzeyi, yalnızca seçim sonuçlarıyla değil; kamusal alanın kullanımı, protesto haklarının güvence altına alınması ve yerel karar süreçlerine halkın dahil edilişiyle ilgilidir. Bu, demokratik meşruiyet ile doğrudan ilişkilidir: yurttaşlar kendilerini kamusal kararların bir parçası hissettikçe, siyasi sistemin meşruiyeti güçlenir.

Keleş’in çalışmalarında sıkça vurguladığı “kentlilik bilinci”, yurttaşın kent yaşamına aidiyet duyması ile toplumsal ve siyasal katılım arasında güçlü bir bağ olduğunu belirtir. Kentlilik bilinci, bireyin sadece mekân sahibi olması değil, o mekânın politik, kültürel ve sosyal süreçlerine dahil olmasıdır. ([DergiPark][4])

Yurttaşlık, Demokrasi ve Kentin Dönüşümü

Kent, demokratik süreçlerin deneyimlendiği ve şehir sakinlerinin yurttaşlık haklarını pratikte test ettiği bir alandır. Bu bağlamda, demokrasi sadece seçim günü ile sınırlı kalmaz; kamusal alanın şekillenişi, yerel karar süreçlerine halkın etkisi ve yerel kurumlarla etkileşim boyunca sürekli olarak yeniden üretilir.

Demokrasi ve Siyasal Katılım

Bir kentteki demokratik yaşamın güçlü olması, yurttaşların yerel süreçlere aktif katılımıyla ilişkilidir. Bu, sadece oy kullanmaktan ibaret değildir; yerel meclis toplantılarına katılmak, mahalle örgütlerine dahil olmak ve kamusal politikalar hakkında tartışmak gibi eylemleri içerir. Siyasal katılım arttıkça, yerel iktidarın meşruiyeti de güçlenir. Yerel yönetimlerin halkla ilişkisi, demokrasi kültürü ile doğrudan ilişkilidir ve bu ilişki kentsel siyasetin dinamik bir parçasıdır.

Keleş’in ele aldığı dönemdeki Türkiye örneğinde, kent nüfusunun artmasına rağmen “kentlileşme” düzeyinin beklenen demokratik dönüşümü yaratmadığı analizleri yapılmıştır; bu durum, yerel siyasetteki kurumların yurttaş beklentilerine cevap vermedeki yetersizliklerine bağlanmıştır. ([Dr.com.tr][5])

Güncel Siyasal Olaylar ve Kent

21. yüzyılın başından itibaren küresel ölçekte kentler, siyasal protestoların, çevre hareketlerinin ve sosyal adalet taleplerinin merkezi haline geldi. Arab Spring gibi yaygın protestolar, birçok kentte devlet ile yurttaş arasındaki gerilimleri dramatik şekilde görünür kıldı. Kentler, toplanma ve iletişim merkezleri olarak güç ilişkilerinin sahneleri haline geldi; bu, siyasal katılımın mekânsal boyutunu vurguladı. Aynı şekilde, iklim değişikliği protestoları ve kentsel çevre politikaları tartışmaları, kentlerin sadece sosyal değil aynı zamanda küresel siyaset arenasının da aktörleri haline geldiğini gösterdi.

Pandemi ve Kent İktidarları

COVID‑19 pandemisi, kentlerin kriz yönetimi kapasitesini test etti. Belediye yönetimleri, sosyal hizmetler ve sağlık altyapısı gibi alanlarda karar alırken merkezi hükümetlerle işbirliği veya çatışma yaşadı. Bu olay, kentin siyasal kurumlar arasındaki güç dağılımını ve yurttaşların temel haklara erişimini yeniden sorgulattı.

Karşılaştırmalı Örnekler ve Teoriler

Küresel ölçekte Londra, New York veya İstanbul gibi metropoller, yerel yönetimler ile merkezi hükümetler arasında sürekli bir meşruiyet ve iktidar paylaşımı mücadelesi yaşanan alanlardır. Örneğin, Londra’daki Greater London Authority’nin yetki alanları ile İngiltere merkezi hükümetinin politikaları arasındaki gerilim, yerel özerkliğin sınırlarını sorgular. New York’ta yerel polis reformları ve kent içi güvenlik politikaları, yurttaşların devlet kurumlarına güvenini etkilerken, siyasal katılım tartışmalarını yeniden gündeme getirir. Bu örnekler, kentlerin yalnızca mekân değil, güç ilişkilerinin siyasal laboratuvarları olduğunu ortaya koyar.

Provokatif Sorular ve Değerlendirmeler

– Kentlerdeki katılım yalnızca seçimlerle mi ölçülmeli, yoksa bireyin günlük yaşam kararlarına etkisi daha mı belirleyici?

– Yerel yönetimlerin merkezi hükümetle ilişkisi demokrasi açısından ne tür fırsatlar ve riskler yaratır?

– Küreselleşen ekonomi ve göç, kentlerdeki sosyal eşitsizlikleri nasıl derinleştiriyor?

Bu sorular, kent siyaseti ile demokrasi, yurttaşlık ve meşruiyet arasındaki ilişkilerin ne kadar katmanlı olduğunu gösterir.

Sonuç: Kent Bir Siyaset Arenasıdır

Ruşen Keleş’in kent üzerine düşünceleri, kenti yalnızca fiziksel bir mekân olarak değil; iktidar ilişkilerinin, yurttaşlık pratiklerinin, demokratik katılım süreçlerinin ve kurumsal mücadelelerin kesişiminde duran canlı bir siyasal alan olarak tanımlar. Kent, demokratik yaşamın laboratuvarı, iktidar ve yurttaşın her gün yeniden yazdığı bir sahnedir. Bu sahnede meşruiyet ve katılım gibi kavramlar, yalnızca teorik terimler değil; gündelik politik pratiklerin merkezine yerleşir. Böyle bir bakışla kent, sadece mekân değil, toplumsal düzenin ve siyasal güç ilişkilerinin en dinamik yansımasıdır.

[1]: “Prof. Dr. Ruşen Keleş – ICUS 2022”

[2]: “Kent – omu.edu.tr”

[3]: “Ruşen Keleş’in Birikiminden Geleceğe: Türkiye’de ve Dünyada Kentleşme …”

[4]: “İDEALKENT » Makale » Kentlilik Bilinci Kavramını Ruşen Keleş’in …”

[5]: “Kent Kentsel Siyaset ve Çevre Yazıları 1993-2014”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort megapari-tr.com
Sitemap
hiltonbet güncel girişhttps://www.betexper.xyz/elexbetgiris.org